6 Aralık 2015 Pazar

DOĞADA OLMAK-I

DOĞADA OLMAK-I

Doğa ile bu kadar iç içe olmak büyülüyor beni. Balık tutmaya imrenen, tutmayı çok isteyen ben, her gün balık tutmaya gidiyorum. Bir de olta aldım kendime. İşin tuhafı, yufka yüreğim dayanmıyor oltaya takılan balıklara, salıveriyorum. Kuş ve kelebek fotoğrafı çekmek için kilometrelerce yol giderken, şu an evimin bahçesinde az rastlanan kuşların bile fotoğraflarını çekebiliyorum. Kara Kızılkuyruk, Kızıl Gerdan, Alakarga, Baykuş, Martı ve daha niceleri, kimseler de bilmez bu isimleri...

Alabildiğine çeşitli, renk renk çiçeklerin arasında olmak, onları dalından koparıp evin içerisinde vazoya koymaktan büyük zevk alıyorum. Benim de bahçemde olsun dediğim bitkiden, bir dal, bir kök, birkaç tohumu toprakla buluşturmak heyecanlandırıyor beni...

Ve doğanın sessizliği büyülüyor... Belki hafif esen rüzgarda yaprakların hışırtısı, arada esrarengiz kuş cıvıltıları...

Denizin gökyüzüyle ahengi, çingene kızın sevdiğine cilvesi gibi... Gökyüzü mavi, yeşil, kara kasvetli... Bir anı bir anını tutmuyor denizin rengi, gökle yarışıyor sanki... Esmeye görsün rüzgar, dalgalar birbiri ile kapışıyor...

Deniz alabildiğine geniş, ufukta bir balıkçı kayığı suda süzülüyor. Belli ki ekmek kapısı, bu da hayatın çilesi... Deniz alabildiğine sessiz, az ötede iskeleye konan kuşun derinden gelen tiz sesi... Durgun mavi denizde bir balık sıçrıyor sudan dışarı... Gülümsetiyor, mutlu olmak bu sanırım diyorum kendi kendime... İçim içime sığmıyor her gördüğümde, heyecanlanıyorum... Çiçeğe konan beyaz kelebekler denizin üzerinde dans ediyor. Hırçın denizde şaşıran balıklar avını kestiren martılara yem oluyor. Her denizle buluşmamda suya paralel, boydan boya süzülüp geçiyor yine bir balıkçıl... Taşa vuran suyun çekilmesiyle taş canlanıyor sanki! Sessiz doğada ne de çok canlı var, şaşıyorum. Taşın rengini alan yengeç yavaş yavaş ilerliyor.

Kedisi, köpeği bol buranın, yazlıkçılar varken iyi, kimseler kalmayınca kuru ekmeğe razı... Balık yeminden arta kalan ekmeği kapmak için köpeklerin birbirlerine hırlamalarına üzülüyorum... Ana kedi şanslı, ellerinde süt şişesi birkaç yaşlı, besliyor her gün belli ki yavru kedileri...

Ah begonviller!.. Pembenin bin bir tonu, yarışırcasına, inatlaşırcasına, yaz kış demeden dallarında capcanlı, kenarından köşesinden yukarı renklendiriyor beyaz Bodrum evlerini...

Burada olmaktan mutluyum...

YENER BALTA, 30 Kasım 2015


Hiç yorum yok: