31 Mart 2008 Pazartesi

YAŞAMIN YEDİ EVRESİ

YAŞAMIN YEDİ EVRESİ

Bizler insan ömrünü üç gruba ayırıp çocukluk, gençlik ve yaşlılık olarak sınıflandırırız. Doğru olanın bu olduğunu düşünürüz. Aslında insan ömrü her yedi yılda bir ruhsal ve fiziksel değişime uğrar. Her yedi yılda bir insan bedeninin tüm hücreleri değişir, yenilenir. Ortalama ömür 70 yıl olup, her on yılda beden yaşlanır, her yedi yılda yeni bir dönem başlar, yeni bir adım atılır.

İlk yedi yılda çocuklar ben merkezci olup, tüm dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü düşünür. Tüm aile onun dediğini yapmak için hizmetinde olduğunu, isteklerinin yerine getirilmediğinde çabuk kızan ve sinirlenen bir yapıdadır.

Yedi yıldan sonra çocuk tamamı ile sorgulamaya başlar. Neden, niçin, niye soruları en çok kullandığı soru cümleleridir. Muazzam bir biçimde her şeyi merak eder. Merakını gidermek için dener, araştırır, sorar. Saatin tiktakları dikkatini çektiği için içini açar. Ağaçlar neden yeşil yapraklı gibi sorularla felsefe yönü ağır basar. Kendi yaşıtı olan karşı cinsinden olanla ilgilenmeyip, kendi cinsinden olan ilgisini çeker.

On dördüncü yıldan sonra üçüncü bir kapı açılır. Kendi cinslerinden kopup, karşı cins ilgilerin çekmeye başlar. Yedi ve on dördüncü yaş arasındaki arkadaşlıklar sıkı bağlar üzerine kurulup, hiç bir zaman unutulmayacak, sonsuza kadar hatırlanacaktır. On dördüncü yılda romantizm ağırlık basar ve cinsenlik ön plana çıkar. Kişi kendini keşfeder.

Yirmibirinci yılda ihtiraslar baş gösterir. Bir çok şeye sahip olamak ister. Gelecek için nasıl başarılı olacağını, nasıl rekabet edeceğini düşünür. Bu yaşın anlamı para, güç ve prestijdir.

Yirmi sekizinci yılda kişi maceracılıktan sıyrılmış, tüm arzularının tatmin edilemeyeceğinin daha çok farkına varır. Eğer matık ağır basarsa, maceradan uzaklaşıp güvenlik ve rahatlığın peşine düşer. Rahat ve güvenlikli bir ev ister. Hayatını garantilemek ister, düzenli bir hayat kurma peşindedir.

Otuz beşinci yılda yaşam enerjisi en yükseğe çıkmıştır. Yol yarılanmıştır ve yavaş yavaş enerji azalmaya başlar. Kurallara karşı gelmek yerine uymayı yeğler. Bir düzen kurulur ve bu düzen bozulunca altüst olur. Bu yaşlarda gelenege ve geçmişe saygı duyar. Kişi karşı görüş olmayıp, tüm kurallara uyar.

Kırk ikinci yaşlarda ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar belirir. Enerji gittikçe azalır, sona yavaş yavaş yaklaşır. Kırk iki en tehlikeli dönemlerden birisidir. Çoğu hastalıklar bu yaşlarda ortaya çıkar. Fiziksel olarak değişiklikler tamamıyla fark edilir, saçlar beyazlar, kilolar alınır, var olan enerji yetmemeye başlar. Din önem kazanır. Diğer taraf düşünülmeye başlanır.

Sadece yirmi sekiz yıl kaldı!

Kırk dokuz yaşında herşey netleşir. Kişiler karşı cinse ilgi duymamaya başlar. Yerine getirilmesi gereken sorumluluklar bir bir yerine getirilir, çocuklar evlenip yuva kurarlar. Bu yaşlarda kişi doğaya yönelir, kendi içine döner.

Elli altı yaşında yeniden bir değişim, bir devrim yaşanır. Yaşam sona yaklaşıyor! Bu yaşlarda kişi topluma, karşı cinse, sosyal ilişkilere ilgi duymamaya başlar.

Altmış üç yaşında kişi çocuk gibi olur. Sadece kendisi ile ilgilenir. Çocukluğun masumiyetine tekrar döner, tüm olgunlukla, edilinen bilgiyle, anlayış ve zekayla... Sona hazırlık vardır bu yaşlarada...

Sadece yedi yıl kaldı!

“Yaş yetmiş iş bitmiş” diye bir atasözü vardır, sonun geldiği noktadır. Çok ilginçtir ki sonu gelen kişi, dokuz ay önceden bunu farkeder, kendi içine doğru yönelir.

Ne mutlu ki tüm yaş dönümlerini o an ki dönemde yaşamış kişilere. Alınması gerken sorumlulukların yaşından önce ya da sonrasında almak gibi, sahip olunması gerekenlere sahip olunamayıp, çok sonraları olunması gibi, yaşanmamış eksik kalmış duyguların ve paylaşımların sonrasında tadına varılmasındaki eksiklik ya da taşkınlıkların yaşanması gibi...

YENER BALTA
14 TEMMUZ 2006

Hiç yorum yok: