2 Ekim 2007 Salı

BİR ANLIK KARE

BİR ANLIK KARE

Hiç unutamamış, gördüğü gün sonrasında uzun bir süre aklından çıkmamıştı. Hatta o gece uyku bile tutmamıştı.

Orada bulunan herkes, sanki daha önce hiç görmedikleri bir şeyi görümüş büyülenmiş gibiydiler. Baktıkları şey için yorum bile yapıyorlardı.

Odaya girdiğinde çember oluşturmuş, atılan bir gol sonrasında kafa kafaya vermiş golün sevincini yaşayan futbolcular gibi çoşku içindeydiler. O’nu gördüklerinde, daha bir kapandılar üzerine, ondan gizlemeye çalıtıkları şeyin. Göstermediler, ayrıldılar birbirlerinden.

Karakterinin henüz oluşmadığı, kişiliğinin oluşma aşamasında zorlandığı herşeyinden belli olan Ramazan’da kalmıştı saklanan şey her ne ise.

Daha da dikkatini çekmek için, daha bir cazip hale getirmek için elinden geleni yapıyor, bir yandan da göstermemek için direniyor, her konuşmasında vücut dilini olabildiğince ön plana çıkarttığı yetmiyormuş gibi, ağızından çevreye saçtığı tükürüklerle daha bir sevimsizleşiyordu.

Bulunduğu işyerinde sorumlu olabileceği bir işi bile olmayan, “hamili kart yakinimdir” edası ile işe alındığı, “ne iş olsa yaparım abi” tavrıyla, işe giren herkesin sıkı elemelerden geçtiği insan kaynaklarından ancak göz yumularak geçtiği her halinden belliydi.

Merak içindeydi, merakını yenmek istiyordu, açık saçık bir kadın fotoğrafı olabilir mi diye aklından geçirdi. Öyle bir şeye cesaret edemezdi, sonuçta o’ da bir kadındı. Uygun düşmezdi. Tavrı iyice sinirine dokunmuştu. Vaz geçti. Çalışma masasına döndü.

Ramazan bu; kafaya koymuştu. Eninde sonunda sakladığı şeyi gösterecekti. Uğraştığı bir işi olmadığı gibi, işi ile uğraşanlarla uğraşmayı kendine iş edinmişti.

Üzerine üzerine gitti. “Hayır görmek istemiyorum” dese de Ramazan ısrar ediyordu. Diğer odaya çağırdı. “Dayanamaya bilirsin” dedi. “Pişman olabilirsin, ben karışmam ona göre” diyerek pantolonunun arka cebinden kartı çıkardı. Bir fotoğraftı, yanına sokuldu ve...

Bir anlık görmek bile beynine kazımıştı görüntüyü. Gözlerini sımsıkı kapadı, o görüntüyü bir kez daha görmeye cesareti yoktu. Midesi ağzına geldi. Hiç birşey diyemiyor, haraket bile edemiyordu. Fotoğraf makinesi ile böyle bir karenin çekileceği hiç aklına gelmezdi. Ağzından sadece “korkunç” kelimesi çıktı ve gözleri dolu dolu oradan uzaklaştı.

Ramazan askerliğini yeni bitirmişti. Yaşadıklarını henüz üzerinden atamamış, psikolojisi için de uzmandan destek alıyordu. Belki de haklıydı, ölmemek için öldürmüştü. Öldürmek için bir kurşun, belki ikinci bir kurşun gerekecekti. Sıkılan kurşunun haddihesabı yoktu, atış talimde ki hedef tahtasından farksızdı. Delik deşik bile değil, oyuk oyuktu. Kolları bacakları gövdeden itibaren yoktu.

Estetikten uzak Rönesans heykelleri gibi cansız bedeni yerde, kim olduğu anlaşılamacak derecede yanmış bir kadın vardı görüntüde. O’nu daha da üzen, ölmek için öldürmemin ötesinde, görüntülenmesiydi. Hele hele buralara gelip göstermesiydi.


Benden…
3 Eylül 2006

Hiç yorum yok: